ADIYAMAN’DAKİ İNTİHAR EYLEMCİLERİ BİRLİĞİ RADİKALLEŞME VE CEZASIZLIKTAN MI?

foto PHA, Adiyaman

Adıyaman’ın radikalleşme dinamikleri ve idarenin kentteki örgütlenmeye göz yumması, intihar eylemcileri birliği kurmaya yetti mi yoksa iradi bir müdahale mi oldu?

Doğu Eroğlu (26 Nisan 2016, Birgün Gazetesi)

5 Haziran 2015 HDP Diyarbakır Mitinginde patlayan bomba, 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı, 10 Ekim 2015 Ankara Katliamı ve 19 Mart’ta Taksim’de gerçekleştirilen intihar saldırılarının faillerinin Adıyaman kökenli veya Adıyaman’a yolu düşmüş şahıslar oluşu, kente ilişkin sorunlu bir akıl yürütmesini de beraberinde getiriyor. “Tüm intihar saldırısı eylemleri Adıyaman bağlantılı, dolayısıyla bu olgu Adıyaman kentinin radikalleşme dinamikleriyle açıklanabilir.” Fakat bu mantık silsilesini Adıyaman’ın özgün koşullarını ve Selefi cihatçı örgütlenmelerdeki iradi yönelimi masaya yatırarak sınamak gerekiyor. Adıyaman, muhafazakarlık seviyesi diğer örgütlenme sahalarının çok yukarısında seyrettiği ve Selefi cihatçı gelenek burada çok fazla köklenebildiği için mi intihar eylemcileri yetiştirmekte başarılı oldu, yoksa Adıyaman’daki IŞİD hücresi kentin özelliklerinden bağımsız biçimde birileri tarafından eğitilip ilgili malzemelere erişimleri sağlanarak siyasi hedeflere mi yönlendirildi? Adıyaman IŞİD hücresinin Türkiye içindeki siyasi hedeflere yönelik ilk eyleminin yaklaşık bir yıl sonrasında kentteki IŞİD faaliyetleri eskisi gibi olmasa da hem eylemlerin getirdiği toplumsal travma hem de ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek yeni radikal dalgaların endişesi varlığını hissettiriyor.

Yükselen Sünni İslam

Adıyaman, kent sakinlerinin tasvirine göre, 1980’ler öncesinde sahip olduğu kozmopolit geleneği bugün farklı bir biçimde sürdürüyor. Kent özelinde 12 Eylül’ün getirdikleri yalnızca baskı ortamıyla sınırlı kalmamış; 1980’le birlikte özgürlük atmosferi daralmaya başlarken, 1990’ların başında Kürt topluluklarına yönelik savaşın nüfus taşıma politikalarında Adıyaman’ın demografisinin değişmesiyle yukarıdaki satırlarda bahsedilen kozmopolit yapıyı daha dar bir paradigmaya hapsetmiş. Öncesinde Ermeni, Süryani, Kürt ve Türk toplulukların paylaştığı ve dinsel egemenlik savaşlarının yaşanmadığı kentte, bugün Sünni İslam anaakım inanışa dönüşmüş durumda. Kentte ve ilçelerinde hala Alevilik ve diğer dinler nicel olarak önemli bir yer tutsa da, Sünni İslam’ın egemenliği basit bir çoğunluk olma haliyle değil, söylem düzeyindeki üstün bir pozisyona denk geliyor. Azımsanmayacak sayıda Sünni İslam dışındaki inanç mensubunun kendi topluluklarını muhafaza etme kaygısının artmasında, Selefi cihatçı örgütlenmelerin güçlenip görünürlük kazanmasının da payı var. Ancak bu gelişme de bölgede Sünni İslam’ın etki alanının genişlemesiyle bağdaştırılıyor.

Toplumsal hayatta dinsel egemenlik

Şu sıralar 30’lu yaşların başındaki Adıyamanlılar, Rufai Tekkelerinin varlığını, Sünni İslam ve diğer tüm inançlara ilişkin eleştirel teorik tartışmaların her din mensubuyla, kamuya açık biçimde yapılabildiğini anımsıyor. Bugünse gündelik hayatın önemli bir bölümü ufak nüansları barındırmak kaydıyla, Sünni geleneğin tekelinde. Etrafa kulak kabarttığınızda, yol arkadaşlığı yapan, yeni tanışmış iki Adıyamanlının isimlerini, ne iş yaptıklarını öğrenmelerinin akabinde, “Sen hangi dergahtansın?” sorusunu birbirlerine yönelttiklerine şahit olabilirsiniz. Potansiyel ve gerçekleşen radikalleşmedeki artışın, kentlilere göre birkaç pratik sebebi de var. Bunlardan biri, Menzil Tarikatının 1980’lerden sonra artan etkisi ve beraberinde getirdiği inanç turizmi; bir diğeriyse 1990’lı yıllarda kente yerleşen Afganistan kökenli mülteciler. Adıyaman’dan Afganistan, Pakistan, Çeçenistan ve Bosna’ya gidip geri dönen savaşçılara ait hikayelere, bu savaşlarda yaşamını yitirenlerin dükkanlarda asılı fotoğraflarına rastlamak mümkün. Adıyamanlılara göre, bu iki değişim sokaktaki görüntüyü de farklılaştırdı; dinsel kıyafetlerin gündelik yaşamdaki görünürlüğünün yıllar içinde artması Selefi cihatçı örgütlenmelerin de fark edilmemesine ve geniş manevra alanına sahip olmasını sağladı. Kentteki IŞİD hücresinin irtibat ofisi gibi çalışan İslam Çay Ocağının böyle bir çevrenin varlığı sayesinde açılıp bir süre faaliyet gösterebildi.

Maddi inisiyatif önemsenmeyecek düzeyde

Çoğu örgütlenme alanıyla benzer şekilde, Adıyaman’daki radikalleşme eğilimi masaya yatırıldığında en çok alıcı bulan varsayımlardan biri yine yoksulluk. Geleneksel olarak önemli kısmı kayıt dışı olduğundan resmi istatistiklere yansımasa da, Adıyaman’da 2000’li yıllarla birlikte tarımsal üretimin dışında kalan ciddi bir nüfus olduğu aktarılıyor. Sınırlı ekim getiren ve destekleri kaldıran 2002’deki Tütün Piyasası Yasası değişikliği, Adıyaman için de ciddi bir ekonomik daralma anlamına geldi. 2002’den 2015’e, tütün alım fiyatlarındaki yükseliş üretim girdi maliyetlerindeki yaklaşık 5 katlık artışı karşılayamadı; üstelik ekili alanlar da daraldı. Yine de Adıyaman özelinde daha çok etkili olan tarımsal üretimin dışında kalma olgusunun yarattığı yoksullaşmanın IŞİD’e katılımlarda ancak dolaylı etkiye sahip olduğu söylenebilir. Selefi cihatçı örgütlenmelerin görüldüğü pek çok alanda kulaktan kulağa aktarılan, cihatçıların savaştan maddi kazançlarla döndüklerine ilişkin tevatürler Adıyaman’da çokça dillendirilmiyor. Adıyaman hücresi mensuplarının gerçekleştirdiği siyasi karşılığı olan eylemler ile intihar saldırıları düzenlemeye teşne oluşları maddi kazanç beklentisinden farklı bir motivasyonu işaret ediyor.

2014’te Vali: ‘IŞİD’e katılım tespiti yok’

2013-2016 aralığında deşifre olan pek çok Selefi cihatçı hücre yapılanmasında olduğu gibi, Adıyaman’daki örgütlenmenin ilk belirtileri de çocuklarının geleceğinden endişe eden ailelerden geldi. Fakat 2013’ten itibaren Adıyaman Emniyetine yapılan, “Çocuğumuzun Selefi cihatçı örgütlere katılmasından korkuyoruz” uyarı ve şikayetleri, Türkiye’nin örgütlere yönelik tutumu değişene dek görmezden gelindi. 2014’ten itibaren Adıyaman’da özellikle IŞİD’in rahatça örgütlenme çalışması yaptığı ve kentten lojistik destek sağladığına ilişkin basında çıkan haberler yerel idare tarafından defalarca reddedildi. Hatta Alman basınında yer alan, IŞİD’in Adıyaman’da silah ve mühimmat deposu bulunduğuna ilişkin bir haber, Adıyaman Valisince Emniyet kaynaklarına dayandırılarak, “Yapılan çalışmalarda şu ana kadar ilimizden IŞİD terör örgütüne katılım olduğuna dair tespit yapılamamıştır” sözleriyle yalanlanmıştı. Fakat Vali Mahmut Demirtaş’ın bu açıklamaları yaptığı 2 Ekim 2014 tarihinde, bugün Dokumacılar Grubu olarak bilinen cihatçıların önemli bir kısmı Suriye’deki ilk eğitimlerini tamamlayıp Adıyaman’a dönmüş, kentteki örgütlenme faaliyetlerini sürdürmüş ve beraberlerindeki yeni isimlerle Suriye’ye dönüş hazırlığı yapmaktaydı (Aralarında Orhan Gönder’in de bulunduğu isimler 14 Ekim 2014’te Suriye’ye geçiş yaptı). Üstelik Suriye-Adıyaman arasındaki trafikten Emniyet de haberdardı.

Örgütlenen var, önlem yok

Valinin açıklamalarıyla çelişir şekilde, Emniyet kentteki yapılanmadan haberdar olduğu gibi, intihar saldırıları ve bombalı eylemler başlayana dek açılan soruşturmaları belli bir noktadan öteye götürmedi. Ailelerin şikayetleri üzerine başlatılan soruşturmalarda kovuşturmaya yer yok kararları verildi. 2013’ten başlayarak 1 Ocak 2015’e dek basın kaynakları tarandığında, Adıyaman’da Selefi cihatçı örgütlere yönelik hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığı veya bunun basına yansımadığı görülüyor. Ekim 2014’te IŞİD’e katılmak üzere Adıyaman’dan ayrılan Orhan Gönder’in ailesinin yaşadıkları, benzer durumları deneyimleyen aileler için genel bir şablon olarak ele alınabilir. Gönder’in eşyalarını toplayıp evi terk ettiğini öğrenen aile, çok geçmeden Orhan’ın Antep Yolunda bir minibüse binerken görüldüğünü öğrendi ve bu bilgiyle akşam saatlerinde Emniyete gitti. Orhan’ın durdurulmasını isteyen aileye “Orhan reşit, seyahat özgürlüğünü engelleyemeyiz” diyen polis, aile üyelerinden sabaha kadar ifade aldı ve ailenin kendi imkanlarıyla Orhan’ı bulmasını da bir bakıma engellemiş oldu. Orhan’ın Selefi cihatçı örgütlere katılmasından şüphelendikleri için aylar önce Emniyete şikayette bulunan anne Hatice Gönder, HDP’nin 5 Haziran Diyarbakır Mitingine gerçekleştirilen bombalı saldırının faillerinden birinin Orhan olduğu iddiası üzerine 2015’te Emniyete yaptığı bir başka ziyarette şunları söyledi: “Benim oğlum IŞİD’e gittiğinde ben size yalvardım. Davacı oldum. Oğlum gitti, yarım saat sonra size sığındım yardımcı olmadınız. Benim oğlum PKK’li olsaydı benim kundaktaki çocuğumu alırdınız.” Oğullarının durumundan endişelenip Emniyete giden ancak olacakları engellemeyen diğer aileler de benzer hisler içerisinde. Hem cezasızlık veya koruma hem de radikalleşme unsurları Adıyaman’ı sıkı dokunmuş bir Selefi cihatçı hücre yapılanması için uygun bir aday haline getirse de, Konya, Ankara, Antep ve İstanbul mahallelerindeki örgütlenmeler de Adıyaman’la pek çok ortak özellik barındırıyor. Dolayısıyla diğer IŞİD hücreleri kendi örgütsel kapasitelerini yükseltmek için çalışırken, Adıyaman hücresinin Türkiye içindeki siyasi hedeflere yönelik eylemler yapmasını kentin özgün koşullarıyla açıklamak mümkün değil.

Reşit olmayan çocuğu ailesine değil cihatçıya teslim ettiler

2014’te gerçekleşen ve basına yansımayan olaylardan birinde, ailesi tarafından Adıyaman Emniyetine şikayet edilen cihatçı Ömer Deniz Dündar, Suriye’den döndükten sonra Emniyete gitti. Fakat Emniyette bulunma gerekçesi Suriye veya Adıyaman’daki faaliyetlerine ilişkin değildi. 1993 doğumlu Ömer Deniz Dündar, Adıyaman’dan 2013’te 16 kişilik bir ekiple gittiği Suriye’den, 2014’te 1996 Almanya doğumlu Merve’yle evlenmiş olarak döndü. Henüz 18 yaşını doldurmamış Merve (Sonradan Merve Dündar oldu) Ömer Deniz Dündar’la birlikte Adıyaman’a gelişinde, Almanya’daki ailesi ve Türkiye’deki akrabalarının, reşit olmamasına karşın zorla alıkonulup evlendiğine ilişkin şikayeti sebebiyle Emniyete götürüldü. Aileye yakın kaynakların verdiği bilgiye göre Merve ifadesinde Suriye’ye oradaki kadınlarla dayanışmak için gittiğini, Ömer Deniz Dündar’la kendi rızasıyla birlikte yaşadığını belirtti. O tarihte reşit olmayan Merve, Adana’da yaşayan dayısının ve Almanya’daki ebeveynlerinin şikayetine rağmen ailesine teslim edilmedi. Üstelik sınır ihlali gerekçesiyle hakkında işlem bile yapılmadı. Merve ve beraberindekilerin Suriye’ye kimlerle iletişim kurarak geçtikleri, orada ne yaptıkları da sorulmadı. Merve ve eşi Ömer Deniz Dündar, yeni doğmuş çocuklarıyla birlikte 14 Ekim 2014’te tekrar Suriye’ye geçti.

    

    BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ

    SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

    Bu sitedeki bütün içerik Creative Commons lisansıyla korunmaktadır. Bazı hakları saklıdır. 2014