KÖYLÜNÜN ARSENİK İÇMESİNE DANIŞTAY İZİN VERMEDİ

DSC01389

ÇED skandalları dizisini Danıştay fark etti

Ulukışla’daki Maden Köyünün içme suyuna arsenik karıştığını gösteren raporlara, ‘Zarar belli değil’ diyen bilirkişi heyetine rağmen madencilik faaliyetlerine yol veren yerel mahkemeye Danıştay engeli

Doğu Eroğlu (19 Aralık 2014, Birgün Gazetesi)

Türkiye’deki enerji, maden ve çevre projelerini denetleyen, kent yatırımlarında temel kıstas olarak değerlendirilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğinin hangi şekillerde uygulandığını özetleyen dava, Niğde’nin Ulukışla ilçesinde yer alan Maden Köyü yakınlarında kurşun, çinko, gümüş ve altın madenciliği çalışmaları için idareden çıkan izinle başladı. Gümüştaş Maden ve Ticaret A.Ş.’nin hazırlattığı ÇED Raporu hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının verdiği ÇED Olumlu kararının ardından başlayan maden arama faaliyetleri, Maden Köyündeki yaşamı tamamen değiştirdi. Yeraltı sularına arsenik karıştığının tespit edilmesinin ve içme suyu kaynaklarının kullanılmaz hale gelmesinin ardından Ekoloji Kolektifi Derneği ile TMMOB’ye bağlı Ziraat ve Çevre Mühendisleri Odaları ÇED Olumlu kararını veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığına hakkında dava açtı. ÇED Olumlu kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davaya Niğde Ulukışla Maden Köyü Muhtarlığı davacılar yanında müdahil olurken, maden şirketi Gümüştaş da Bakanlık yanında davaya katıldı.

BİLİRKİŞİ ‘RAPOR EKSİK’ DEDİ, MAHKEME DAVAYI REDDETTİ

Açılan dava kapsamındaysa skandallar birbirini izledi. Maden işletme sahasına yapılan keşfe maden şirketine ait araçlarla giden bilirkişi ve mahkeme heyetleri, aynı gün maden şirketi tarafından araçları işletme içine alınmayan ve keşfe yürüyerek giden davacı avukatları olmadan keşif yaptı. Bilirkişi raporunda, su kaynaklarındaki arsenik oranının arttığına dikkat çeken raporlar dikkate alınmazken, madencilik faaliyetlerinin suya etkisinin ÇED Raporunda belirlenemediği açıklandı. Buna karşın bilimsel yorum yapmayan bilirkişiler, madencilik faaliyetine karşı çıkmanın kalkınmaya karşı çıkmakla eşdeğer olduğuna ilişkin yorumlarını rapora geçirdi. Arsenik miktarı artışını ve ÇED Raporundaki bilimsel belirsizliklere karşın Aksaray İdare Mahkemesi davacıların tüm istemlerini reddetti. Mahkemenin ret kararını bozansa, temyiz istemini görüşen Danıştay 14. Dairesi oldu.

 

ZARAR ÖNGÖRÜLEMEZSE ONAY VEREMEZSİN

Açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi heyetinin, madencilik faaliyeti için hazırlanan ÇED Raporunda pek çok eksiklik tespit ettiğini işaret eden Danıştay, “Projenin çevresel etkileri hakkında yeterli olmayan nihai ÇED Raporu dikkate alınarak verilen dava konusu ÇED Olumlu kararında hukuka uyarlık görülmemiştir” değerlendirmesini yaparak ret kararını bozdu. Danıştay 14. Daire, davayı reddeden Aksaray İdare Mahkemesi kararının da hukuki olarak isabetli olmadığını belirtti. Danıştay’ın davanın reddi kararını bozmasının ardından, dava yeniden Aksaray İdare Mahkemesinde görülecek. Danıştay’ın bozma kararını BirGün’e değerlendiren Ekoloji Kolektifi Derneği avukatlarından Fevzi Özlüer şöyle konuştu: “Danıştay bu kararıyla, ÇED Olumlu kararlarında bilimsel belirsizlik varsa, riskler kontrol altında değilse ve zarar öngörülemiyorsa, bu durumda ÇED Olumlu kararı verilemeyeceğini işaret ediyor. Diğer bir deyişle, ihtiyatilik ve öngörülebilirlik ilkelerini işletiyor. Suya zarar verilmeyeceği ispat edilmediği ve bilirkişi bunu raporunda vurguladığı halde ÇED Olumlu kararı verilemeyeceğini vurguluyor. Karar, şirketlerin ÇED Raporlarında çevreye etkileri açıkça ortaya koyması gerekliliğini bir kez daha belirttiği için çok önemli” değerlendirmesinde bulundu.

ADIM ADIM SKANDAL ÇED DAVASI

Heyetin keşif ‘keyfi’: Bilirkişi heyeti oluşturularak Maden Köyüne gidildi. Keşfe katılmak üzere işletme sahasına doğru yola çıkan avukatlar, bir süre sonra mahkeme ve bilirkişi heyetlerini taşıyan ve şirkete ait olan aracın önlerinden geçtiğini gördü. Davaya konu olan işletmeye gelindiğindeyse, sahanın güvenliğinden sorumlu şahıslar diyerek, avukatları ve Maden Köyü Muhtarını taşıyan aracın sahaya girişine izin vermedi. Yaklaşık bir buçuk saatlik bir yürüyüşün ardından keşif yerine varmak üzereyken heyetleri taşıyan araçla yeniden karşılaştı. Hâkimin, “Keşif bitti, araca binin” demesi üzerine Maden Köylü yurttaşların avukatları araçlarının sahaya alınmadığını, şirketin aracına binmeyi kabul etmediklerini, davacı tarafın katılımı olmaksızın keşfin gerçekleşmiş sayılmayacağını belirtti. Uyarılara aldırış etmeyen hâkim, Ekoloji Kolektifi Derneği ile davaya müdahil Maden Köyü Muhtarlığı avukatlarının keşfe katılmadığını mahkeme kayıtlarına geçirdi.

Resmi raporlar ‘arsenik çok yüksek’ dedi: Maden Köyü sakinlerinin isteği üzerine, köyün içme suyu kaynağını 2009’dan itibaren incelendi. Niğde Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü, 15 Aralık 2009 ila 25 Aralık 2009 tarihleri arasında bölgeden aldığı numuneleri Ankara Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığına gönderdi. Hıfzısıhha analizinde, sudaki arsenik miktarının yasal sınır olan litrede 10 mikrogram miktarının 2,7 katı, yani litre başına 27 mikrogram olduğu ortaya çıktı. Yani içme suyu kaynağının kullanılmaz hale geldiği anlaşıldı. Mahkeme bu rapora karşın davayı reddetti.

Bilirkişi şikâyeti değil, canının istediğini inceledi: Dava sürecinde bir hukuk skandalı da bilirkişi raporlarının hazırlanması sırasında yaşandı. Dava dilekçelerinde, maden arama faaliyetinin bölgenin su niteliğini ve yapısını bozacağının altı çizilmesine karşın, bilirkişi heyeti incelemesinde bölgede “siyanürlü altın arama faaliyeti yapılıp yapılmadığını” inceledi. Bölgedeki su kaynaklarında arsenik miktarının artmasınıysa heyet görmezden geldi. Ekoloji Kolektifi Derneği avukatları Danıştay’a yaptıkları temyiz başvurusunda bilirkişi raporu hazırlanırken Hıfzısıhha tarafından yapılan analizde sulardaki yüksek arsenik oranını gösteren raporun dikkate alınmadığını, üstelik “siyanürle altın arama” diye bir şeyin olmadığını bir defa daha vurguladı.

Etkisi belli olmayan işletmeye mahkeme sahip çıktı: Aynı bilirkişi raporunda işletmenin çevre ve toplum sağlığına yapacağı etkilerin belirsiz olduğuna ilişkin yapılan tespitlere karşın Mahkeme davayı reddetti. Su kaynaklarına işletmenin yapacağı etkiye ilişkin yeterli kanıt olmadığı, etkinin belirlenemeyeceği, “Az sayıda su gözlem noktası kullanılarak takip yapılmasının teknik olarak eksiklik anlamına geldiği rapora geçti. Öte yandan işletme faaliyet alanında flora çalışması yapılmadığı, işletmenin diğer canlı türlerine yapacağı etkinin bilinmediği de bilirkişi raporunda belirtildi. Bilirkişilerin ÇED Raporundaki belirsizliklere dikkat çekmesine karşın Mahkeme ÇED Olumlu kararının iptali istemiyle açılan davayı reddetti.

Bilirkişiden al haberi: ÇED Raporundaki belirsizliklere dikkati çeken bilirkişi heyeti, bilimsel bir noksanlığa karşın, hazırladığı raporda ÇED Olumlu kararını savundu. Bilimsel tartışma yürütmesi gerekirken siyasi değerlendirme yapan heyet, “Bu madenlerin çıkartılmasına karşı çıkmanın gelişmeye, büyümeye ve müreffeh bir toplum düzeyine çıkmaya da karşı olmak demek olduğu” yorumu raporda yer buldu.

Ekonomi hesabında su ve köylü yok: Temyiz dilekçesini kaleme alan avukatlar, ÇED Olumlu kararına karşı açılan davayı, “faaliyetin ekonomik olduğu” gerekçesiyle reddeden Aksaray İdare Mahkemesine sert eleştiriler getirdi. “Su gibi önemli ve yaşamsal bir kaynağın korunmasının ekonomik önemi gözetilmeden, tek taraflı olarak maden arama faaliyetinin öneminden bahsetmek, köylüler taş içsin demektir. Köylülerin ekonomisi gözetilmeden, faaliyet analizi yapmak mümkün değildir” ifadelerinin yer aldığı dilekçenin ekleri arasında bir de şiir vardı. “Şükrü Erbaş vaktiyle bir şiirinde ‘Köylüleri niçin öldürmeliyiz?’ diye yazmıştı. Köylüleri sevmek zorunda değilsiniz, köylüler de sizi sevmek zorunda değil. Köy yaşamının-ekonomisinin zorunlu bir takım ihtiyaçları vardır. Nasıl büyük şirketlerin ekonomisi için, her daim kar hırsı, düşük ücret, daha fazla kaynak sömürüsü ekonomik bir zorunluluksa, köylüler için de ekmek, hava ve su ekonomik bir zorunluluktur” ifadeleriyle, ekonomik kazancı hesaplayan ancak su kaynaklarının yok olmasıyla ortaya çıkacak ekonomik ve yaşamsal yıkımı göz ardı eden heyet eleştirildi. Erbaş’ın “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” başlıklı şiiri, temyiz dilekçesinin ekleri arasında yer aldı. ÇED mevzuatında fayda-maliyet analizi yapılmasının bir zorunluluk olduğunu, elde edilecek kâr ile maliyetlerin yan yana konması gerekliliği sabitken, suya verilecek zararı belirlenemeyen ÇED Raporu için Olumlu karar verilmesine Danıştay da karşı çıktı.

    

    1 YORUM

    • Yasin Uzun 27 Ocak 2015

      Dünya’nın Küresel Finans ve Parayı Kontrol eden gelişmiş ülkelerin (başta ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, AB gibi ) BDPS/KRS kapsamında gelişmekte olan ülkelerin doğal ve yeraltı kaynaklarını sömürmek için kurdukları siyasi, ekonomik, askeri, legal ve illegal örgütler ile faaliyetlerini 1860 yılarından itibaren götürmektedir. Türkiye’nin iç ve dış tehlikelere yüzyıllardan beridir başta İngiliz ve Amerika olmak üzere AB’de Türk Milleti’nin Dünya’ya egemen olmasını istemediği için yüzyıllardan beridir sinsi planlarını zaman zaman aksasa da planlı bir şekilde devam ettirmektedir. Özellikle Osmanlının son yıllarından itibaren alarak sürekli iç ve dış baskılar ile amaçları ülkeyi böl, parçala, yönet mantığında bugünlere gelinmiştir. Türkiye’nin Teknoloji üretemeyen, zengin yeraltı madenleri (Bor madenleri, Condeteryum (23 Trilyon dolar değerinde ve İstanbul’dadır, Acaba düşündünüz mü? Neden İstanbul Finans Merkezi Kabul Edilmiştir?), (Türkiye’de Petrol olması rağmen çıkartılmaması) bir ülke olması en kolay milli servetlerinin kıyıma uğramasına ve son 12 yılda da inanılmaz yağma düzenine doğru gidilmektedir. Ülkemizin potansiyel zenginliklerini yok edebilmek ve sömürmek için küresel KRS ( Kredi Reserve Sistemi) üretmeden para basılarak aşırı tüketim ile rekabet edebilmek ve zaman kavramı ile aşırı büyüme isteği ve kısa yoldan rant elde etmek isteyenler en son 31 mayıs 2013′de çıkartılan yasa ile ülkemizin her yerinde istediği zaman çıkabilecek şirketlere açılmıştır, ülkedeki tüm altın yumurtlayan işletmeler yabancılara peşkeş çekilmiştir, ülkedeki bankaların çoğu küresel emparyel ülkelerin ellerindedir, aşırı borçlanma ile ülkeleri kontrol etmektedir. Ülkemizin bu kaos ortamından çıkabilmesi için en öncelikle
      1-Mlli Bir Siyasi İrade Olmalı (Tek Partili Döneme Dönülmeli, Ülke Milli, Ulusalcı, Türk Milletlerini Birleştirici, Türk-İslam Coğrafyasında Siyasi, Ekonomik, Askeri Bir Pakt Oluşturulmalı) (Hristiyan ve Musevi Dinleri ile İşbirliği bizim şartlarımıza göre uygulanırsa yapılmalı, aksi halde sınırlandırılmalı)
      2-Her Devlet Milli Ekonomi Modeline geçecek (Her Ülke Kendi Parası ile Ticaret Yapmalı)
      2-Mlli Savunma (Dijital Çağa uygun)
      3-Milli Enerji (Petrol çıkartacak, Bor ve Condetoryum yani ülkemizin üretim modeli sürdürülebilir olmalı, Her kaynak yeniden değerlendirilmelidir, Sonsuz kaynaklarımız yoktur, Milli Ekonomik Model için yıllarca küresel emparyallerin uyguladığı sistemden vazgeçilmelidir.)
      4-Milli Eğitim (Teknoloji üretmeli, Tüm insanların mutluluğu esas olmalıdır)
      5-Milli Kültür ve Birlik Sağlanmalı, Hukukun Üstünlüğü sağlanmalı, Kuvvetler Ayrılığı İlkesinden Sapma Olmamalı,
      6-Laik, Demokratik, Eşitlikçi, Sosyal, Hukuk Devletten ASLA VAZGEÇİLMEMELİDİR.
      7-KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİ İSE KIRSAL ALANLAR VE KÖY ENSTİTÜLERİ HAYATA GEÇMELİDİR.
      Yazılacak çizilecek şey o kadar çok şe varki..
      Hakkımızda da Hayırlısı olsun..
      Saygılarımla.

      Respond

    SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

    Bu sitedeki bütün içerik Creative Commons lisansıyla korunmaktadır. Bazı hakları saklıdır. 2014